Togg ile ilgili bir yazı çok yazmak istemekle beraber hiç yazmakta istemiyordum. Çünkü siyasete çok konu oldu. Ancak burada herhangi bir siyasi tarafı benimsemeden (normalde de siyasetle aram yok, en azından var sayılmaz) bir otomobil sever olarak fikirlerimi paylaşıp üzerine konuşacağım.
Lütfen sizde yazıyı okurken, tuttuğunuz siyasi parti veya taraftan uzak durarak okumaya çalışınız.
Togg ilk duyurulduğunda (2017 veya 2018) lise öğrencisiydim ve ülkemizin bir araba geliştirecek olması beni çok sevindirmişti. Nüfusa oranla araç sayısının hatırı sayılı olduğu, insanlarımızın otomobillere olan sevgisini düşündükçe neden hiçbir zaman kendi arabamızı üretmediğimizi bir türlü anlayamadım. Tabi “Devrim” gibi bir deneme olması, bu denemenin başarısız olduğunu kenarda tutarsak, cumhuriyet tarihinde ciddi anlamda bir deneme olmamış durumdaydı.

İlk defa yerli araba üreteceğimiz söylentisini duyduğumda “Benzinli mi dizel mi olur?”, “Kaç litre hacimle üretilir?”, “Benzinli modeli ve dizel modeli kaç beygir olur?”, “Kaç vites olur?” gibi üzerine çok düşünmüştüm. Dünya piyasasında 2012 – 2013 tarihlerinden sonra atılım yapmış Tesla’yı saymazsak elektrikli araba gibi bir kavrama hiç alışık olmamamız gibi durumları düşününce, aracın elektrikli olacağına dair hiçbir düşüncem gelişmemişti. Ancak aracın ilk duyurusunda elektrikli araç üretileceğinin belirtilmesine çok şaşırmıştım ve çok takdir etmiştim. Sebepleri ise şu:
1) Dünyada başka firmalar ve ülkeler 19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren içten yanmalı motorlarla otomobil yaparken ve bunun ekmeğini 140 – 150 sene boyunca yemişken, dünyada fosil yakıtın azaldığı bir senaryoda içten yanmalı motor yapmak çok mantıksız.
2) Elektrikli araçlar Togg’un tanıtıldığı dönemlerde ne kadar bilinmez bir dünya olursa olsun, içten yanmalı motor üretmek çok ama çok zor bir süreçtir. Araçlara – otomobillere ilgi duyanlar bir içten yanmalı motorun kaç yüz parçadan oluştuğunu (krank, eksantirik, subap, valf, silindir vs…) ve bu parçaların üretiminin, montajının, matematiğinin ve mühendisliğinin ne kadar zor olduğunu bilirler. İçten yanmalı motorlar dünya tarihinde sona yaklaşırken (keşke yaklaşmasa) benzinli veya dizel araç üretmek çok mantıksız olacaktı. O yüzden bunu çok mantıklı bulmuştum.
3) Her ne kadar bazı parçaları (kimine göre hiçbir parçası kimine göre bütün parçaları) yurt dışından ithal ürünler olmuş olsa bile, ülkemizin araç üretimine girişmesi gerektiğini destekliyordum. Vestel, Arçelik gibi Avrupa ve Dünya bazında çok satış yapan beyaz eşya markalarına sahibiz. Tüm parçaları ülkemizde mi üretiliyor? Ya da ülkemizde üretilmek zorunda mı? Volkswagen, Mercedes, BMW, Hyundai, Toyota gibi markalar ithal ürün kullanmıyorlar mı? Hatta bu saydığım markaların Çin Halk Cumhuriyeti’nde fabrikaları var. Yerli arabamızın üretiminde yabancı parça kullanmak benim için bir sorun teşkil etmiyor, yüzde yüz yerli denmesi benim için daha büyük sorun teşkil ediyor. Çünkü bu ifade çok daha imkansız.
Kısacası şunu demek istiyorum, artısıyla eksisiyle doğrusuyla yanlışıyla desteklememiz ve geliştirmemiz gereken bir proje olduğunu düşünüyorum.
Bu fikirler aracın ilk tanıtıldığı zamandaki düşüncelerimi yansıtıyor. Zamanla eksi düşüncelerim de artı düşüncelerim de arttı. Zaten bu safhada neyin ne olduğunu tam bilmiyorduk.
İlk duyurulduğunda kafamda beni düşündüren veya olumsuz fikirlerim ise kabaca şöyleydi:
1) Anadolu Grubu, BMC, Turkcell, Zorlu Holding ve TOBB olmak üzere 5 şirketin ortak olarak geliştirdiği bir proje olduğunu duyduğumda BMC gibi yıllardır farklı ürün gamlarında araç üretmiş bir firmanın olması sevindirici olsa da, Koç Holding’in neden bu projede olmadığını anlayamamıştım. Burada belki siyasi belki başka bir durum vardır ancak şunu kabul etmek lazım: Ford Otosan, Otokar, TOFAŞ gibi markalarla beraber otomotiv sektöründe ülkemizin mihenk taşı olan firmadan neden yararlanmadık? Herhangi bir ortaklık, herhangi bir danışmanlık gibi durumlarla Koç Holding değerlendirilemez miydi? Hatta BMC’yi saymazsak otomobil üretimi konusunda diğer 4 firmayı Koç Holding ile kıyaslamak bile çok büyük hata. 1968 yılında Fiat ile beraber TOFAŞ’ı kuran, yıllardır ülkemizde en çok satan araçların üretiminde, pazarlanmasında, servis ağında en önde gelen bir şirketimiz bu sürecin içerisinde nasıl olmaz?
Bu fikirlerimin o dönem “Ali Koç başkan, Fenerbahçe şampiyon” naraları atmamla alakası gerçekten yok :) Ayrıca hepimizin hayat boyunca yanılgıları vardır, çokta şey yapmamak lazım.
2) “Yerli otomobil üreteceğiz” dendiği an herkes gibi ben de “servis ağı” konusunu çok merak etmiştim. Araç fabrikası kurulmaya başladığı andan itibaren servis ağının da planlanması, hatta araç banttan indiği gün ülke genelinde çok iyi bir servis ağına sahip olması gerektiğini düşünmüştüm. Gerçekten de bu konuda maalesef çok geride kalındı. Kahramanmaraşlıyım ve bu bölgede en yakın Gaziantep’te Togg deneyim merkezi var, o da açılalı 1 sene oldu olmadı sanırım.
2023 – 2024 yıllarında ilk Togg alanlara “Şehrinizdeki Bosch Car Service’lerde aracınızın tamirat ve bakımını yaptırabilir, parça lazım olursa da Gemlik'ten oraya gönderilir” anlamı çıkarılacak açıklama yapılmıştı. Çok garip bir durum.
İlk zamanların ardından Aralık 2019’da (ilk mezun senemdi o yüzden hiç unutmam) araçlar tanıtıldı ve nihai olarak tasarımı, altyapısı gibi detaylarını görmüş olduk. Tabi bundan sonra Togg, yollarda kişi nakli için kullanılacak hususi bir araçtan daha çok sohbet masalarına “siyasi meze” edildi. Edilmesi doğrudur veya edileceği hiçbir şey yoktu gibi bir fikrim yok, ancak aracın ve projenin üzerine düşünülüp, birlik olunmalıydı.
Aracın tasarımının Çin’de yapılan bir fuarda “Pininfarina K380” konseptiyle tanıtıldığını, çalıntı olduğunu, yerli tasarım olmadığını söyleyen bir çok kişi farklı söylem ve iddialarda bulundu. Bunu diyenlerin Pininfarina firmasına veya araç üretimine dair çok bilgili kişiler olduklarını sanmıyorum.
Araç tasarımı “Hadi çizelim, çamurluğu şöyle olsun, tamponu da şöyle yaptık mı tamamdır.” gibi “rastgele” bir anlayışla yapılan bir tasarım değildir. Aerodinami, matematik, sektör beklentileri, moda gibi durumlar göz önüne alınarak yapılır. Modayı belirtme sebebim ise buradaki moda kelimesinin farklı bir anlama geldiğini düşünmüş olabilirsiniz. Ama hayır. Dünyadaki modaya göre araç tasarımları şekillenir. Trend olan renkler, trend olan tasarım dilleri gibi parametreler göz önüne alınır. Pininfarina’nın ise bu yıllarda bu tarz tasarımları üretmesi bizim konsept tasarımı almış olduğumuz veya “hırsız” olduğumuz anlamına gelmiyor. Aksine güncel trendleri kovalayan bir fikre sahip olduğumuzu gösteriyor.
Togg üretiminde yerli arabamızın tasarım aklına geçmeden önce Pininfarina ile ilgili birkaç örnek vermek istiyorum. Araçlara ne kadar ilginiz vardır bilmiyorum ama son zamanlarda Instagram veya Youtube’a girdiğinizde karşınıza çok keskin hatları olan retro bir Ferrari çıkıyorsa Ferrari F40’ı, farları kapanıp açılan kırmızı veya siyah bir Ferrari görüyorsanız Ferrari Testarossa’yı görmüşsünüz demektir. Bu araçlar Ferrari tarihindeki en ikonik 5 modelden ikisidir. Bunu ben değil araçların ikinci el değerleri söylüyor. Bu iki Ferrari modelinin tasarımı Pininfarina tarafından yapılmıştır. 458, 365 gibi farklı Ferrari modellerinin de Pininfarina tarafından tasarlandığını söylememe gerek bile yok.
Eskiden “dedelerimizin” bindiği retro model olan Peugeot 504, bir dönemin çok güzel coupe arabalarından biri olan Maserati GranTurismo gibi araçlar da Pininfarina tarafından tasarlanmıştır.
Yani ilk defa araba üretilecek bir ülkede ve bir projede, Pininfarina gibi sektöründe dünyanın en iyilerinden biri olan firmadan yardım ve tasarım almak, üzerine çalışmak çok takdire şayan bir durum bence.
Şimdi gelelim milli tasarım aklımıza: Murat GÜNAK.
Murat Günak, abartısız bir şekilde otomotiv tarihinin en önde otomobil tasarımcılarından biridir. Mercedes-Benz, Peugeot, Volkswagen gibi büyük firmalarda çalışmış, bu firmaların bazılarında baş tasarımcı rolünü üstlenmiştir. Turkish Time dergisine göre “En Yaratıcı 50 Türk” listesinde 7. Sırada bulunmaktadır. Mercedes W202 C serisi, Peugeot 307, Volkswagen Passat CC, Volkswagen Golf V gibi tasarımlarda rol oynamıştır. Bu saydığım araçların güzel veya çirkin olması zevkinize göre değişebilir, ancak arabalara ilgi duyan kişiler saydığım arabaların Türkiye piyasasındaki sayısını da bilirler. Bilmeyenler ise Google’a Peugeot 307 yazarak aslında komşularında ve akrabalarında çok kez gördükleri arabayı tanıyabilirler.
Murat Günak Togg projesinde 2018 – 2021 yılları arasında üst düzey tasarım danışmanı olarak çalıştı. T10X ve T10F’in ilk prototiplerinin geliştirilmesinde Pininfarina ile beraber rol aldı. 2021 yılından sonra ise Tasarım Lideri olarak rol aldı. Resmi bir açıklama var mı bilmiyorum ama 2025 yılı itibariyle emekli olduğunu söyleyenler var.
Gürcan Karakuş da (Togg CEO) Murat Günak gibi çok harika bir kariyere sahip. Yıllarca Bosch’ta üst düzey yönetici olarak çalışmış biri. Kendisini şahsen tanımamakla beraber gördüğüm videoları ve röportajları kadarıyla sempatik buluyorum.
Böyle büyük isimlere şirkette ve projede ne kadar alan tanınıyor bunu bilmiyorum. Ancak kağıt üzerinde kurulan ekip gerçekten dünya sınıfı seviyesinde.
Yazıyı yukarıdan aşağı okuduğumda Togg güzellemesi yapmışım gibi olmuş, aslında durum öyle değil. Bir otomobil sevdalısı olarak tabi ki ülkemizde bir araç üretimi olması çok hoşuma gidiyor, doğrularıyla ve yanlışlarıyla destekliyorum. Ama şimdi madalyonun diğer tarafına bakalım.
Togg’un yazılımsal sorunlarına, kaportasının kalitesine dair internette bir çok şey görmüşsünüzdür. Görmediyseniz de kısaca özetleyeyim: Araçtaki dokunmatik ekranlar arada kapanıyor, klimasında arıza oluşuyor, silecekler çalışmıyor gibi yazılımsal problemler, kaportası ise kaza anında olması gerekenden daha fazla hasar alıyor gibi söylemler var.
Bu sorunlar çok detaylı şekilde üzerine tartışılabilecek konular. Ancak ben bilinen problemler değil de kendim için büyük olan problemleri konuşmak istiyorum.
Duyurulduğu, üretildiği günden itibaren araçla ilgili en nefret ettiğim şey ARACIN İSMİ oldu. Togg kelimesinin “Türkiye Otomobil Girişim Grubu”mu veya “Türkiye Otomobil Gelişim Grubu”mu olduğunu halen karıştırıyorum (Girişim Grubuymuş – yine baktım)
“Elin İtalyanı” 1968 yılında Koç ile şirket kurarken adını TOFAŞ yapıyor ve Togg’dan daha kalıcı bir isimlendirme olduğu kesin. Togg derken “Togggg” gibi sanki başka bir dilde kelimeymiş gibi telaffuz ediliyor. İki "g" harfini söylemeye çalışmak çok zor ve dil yapımız gereği de çok saçma buluyorum.
TOFAŞ isminin Togg ismine göre akılda kalıcılığının daha fazla olmasının yanında, model isimlerinin de daha kalıcı olması harika bir durum. Halen bugün “kuş serisi” olarak adlandırılan TOFAŞ arabaları, ülkemizde Doğan, Şahin, Kartal, Serçe gibi kendi dilimizde bir isimlendirmeyle satıldığı için bu kadar ünlüler ve bu kadar çok satmış durumdalar. Bu durum yazının başında “Neden Koç Holding yok?” sorusuna da çok güzel bir cevap. Ülkemizin en büyük firmalarından birinin neden Koç Holding olduğunu ve neden otomotiv sektöründe bu kadar başarılı olduğunun net ispatı.
T10F yani sedan olan Togg modeli, arka bagaj ile beraber arabanın arka camının da kalktığı “Fastback” tasarımından dolayı T10F isimlendirmesini nispeten olsa da anlıyorum. Ama T10X ne demek? Araç SUV ise neden T10S değil? İsimlendirme yapılırken standart neydi?
Bu kadar kötü marka ismi ve bu kadar kötü model ismi seçimi yapmayı da anlayabiliyorum. O zaman renk isimlendirmelerini neden bu kadar güzel yaptınız? Yani hangi akıl veya hangi dayanak bu isimlendirmelere karar verdi. Beyaz renge Pamukkale, bej renge Kapadokya gibi muhteşem ötesi isimlendirmeleri yapmayı madem becerebildiniz, aracın isimlendirmesini neden bu kadar anlamsız ve manasız yaptınız? Anlamsız ve manasızın yanı sıra dediğim gibi Togg kelimesi dilimize de uygun değil.
Mevcut hükümetimizin Osmanlı İmparatorluğu’na dair olan sevgisini ve merakını herkes biliyordur. Türkler ve Türk Vatandaşları olarak atalarımızı ve Osmanlı İmparatorluğu’nu biz de çok severiz. Mevcut hükümetimizin sevgisinden dolayı “Acaba markayı Osmanlı, 3 modeli de büyükten küçüğe Fatih, Yavuz, Kanuni yaparlar mı?” diye zamanında düşünmüştüm. Ancak bu isimlendirmenin aracı daha da siyasileştireceğini düşününce böyle bir şeyi düşünmemiş veya vazgeçmiş olabileceklerini anlıyorum. Ama muhalefet kesiminde olan birilerine dahi “Togg, T10F, T10X gibi anlamsız isimlendirmeler mi, yoksa “Fatih, Kanuni” gibi isimlendirmeler mi diye sorsak bence o kesim bile T10X ve Togg olmasın derlerdi. Gerçi hayal ettiğim gibi de olmayabilir, yani hayır T10X olsun Fatih olmasın da diyebilirlerdi.
İsimlendirme konusunun üzerinde bu kadar durma sebebim, bence güncel otomotiv dünyasında isimlendirmenin çok fazla öneminin olması. BMW için düşününce 320 demek 3 serisinin 2.0 motoru, 320’nin ardından “i” harfi gelirse “injection” yani “enjeksiyon” anlamında benzinli olduğunu, “d” harfi gelirse ise “diesel” yani mazotlu anlamına geldiğini belirtir. 5 serisi, 7 serisi veya tüm BMW serileri için bu standart geçerli.
Mercedes-Benz arabaları içinde bu şekilde bir standart var. C serisi “Comfort” yani konforlu anlamına gelirken, S serisi almanca “Sonderklasse” yani "özel sınıf" anlamına gelir. C180d demek aynı şekilde C serisinin 1.8 dizel motoru anlamına geliyor. Tabi ülkemizdeki vergi politikası nedeniyle üreticiler 10 – 15 yıldır farklı motor konfigürasyonları ile arabaları getiriyor, bu standartlar ülkemizde geçerli olmuyor.
Audi, Volvo, Opel, Volkswagen yani tüm markalar belirli bir standart ile isimlendirme yapmaktadır. Bizimkiler de öyle yapmış görünüyor ama standartlarımızda bir problem olduğu belli.
T10F’in lansman rengine (çok güzel tonda bir mavi renk) “Mardin” ismini veren ekip, T10X isimlendirmesini nasıl yapar? Acaba bu isimlendirmeli yapanlar farklı birimler mi veya ilk dönemlere göre personel değişikliği mi var bilmiyorum ama, yapılan bu yanlıştan yeni modellerle beraber kesinlikle dönülmeli.
Aşağıya gözünüzün şenlenmesi için "Mardin" renginde T10F'in fotoğrafını bırakıyorum:
İsim konusunda çok daha fazlasını yazabilecek kadar sinir doluyum. Ancak kendimi anlatabildiğimi düşünerek bir sonraki konuya geçiyorum: Fiyatlandırma:
Belirli bir peşinat vererek geri kalanını peşin fiyatına 12 taksit ödemeyi anlayabiliyorum ve güzel de buluyorum. Ancak en giriş seviyesindeki T10X’in (V1 RWD Standart Menzil modeli) bile fiyatlandırması çok garip geliyor. Yazıyı yazdığım tarih (10.09.2026) itibariyle fiyatlandırmasını aşağıda bırakıyorum:
Aracın vergisiz ham fiyatı: 1.272.700 TL
ÖTV (%25): 318.175 TL
KDV(%20): 318.175 TL (ÖTV’li fiyat üzerinden hesaplanır.)
Toplam Tutar: 1.909.048 TL
Daha da açmak için T10X’in en üst versiyonu (T10X V2 4More Obsidyen) fiyatlarını da aşağıda bırakıyorum:
Aracın vergisiz ham fiyatı: 1.625.320 TL
ÖTV Tutarı(%65): 1.056.460 TL
KDV Tutarı(%20): 536.355 TL (ÖTV’li fiyat üzerinden hesaplanır)
Toplam Tutar: 3.218.137 TL
Yerli arabamızın en ucuz halini alırken aracın ham fiyatının yaklaşık yarısı kadar vergi ödemeyi, en kaliteli en donanımlı halini alırken ise ham fiyatın yaklaşık tamamı kadar vergi ödemeyi mantıklı bulmuyorum. Kabul edilesi de değil.
Bir ürünün satışında KDV olmasını anlayabiliyorum. Ancak yıllarca ülkemizde travma olmuş, dışarıya imrenerek baktığımız bir üründe neden bu kadar ÖTV vermek zorundayız? Hatta neden ÖTV vermek zorundayız? Kendi ürettiğimiz elektrikli aracı ithal elektrikli araç fiyatlarıyla alacaksak, ithal araçları tercih etmememizin mantığını neye dayandırmak gerekiyor? Togg bugün ilk alımda ÖTV’siz satılsa her yer elektrikli araç daha doğrusu her yer Togg ile dolmaz mı? Devletimiz kendi otomobilimizden ÖTV almadığında çok kötü şartlara mı geriler? Çok mu güç kaybederiz?
Bunun gibi sorulabilecek çok fazla soru var. Ancak hiçbirinin bana göre mantıklı bir açıklaması yok. Kendi ülkemizde üretilen, “yerli ve milli” aracımız dediğimiz, cumhuriyet tarihimizin yollardaki ilk örneği olan otomobili neden bu kadar pahalıya alıyoruz?
Sıfır arabalara bakınca şuan piyasada 1.350.000 TL bantlarında Fiat Egea, 1.700.000 TL fiyatlarında yeni Clio 6 ve çok farklı araçlar bulunabilmekte. Tabi günümüzdeki yakıt tüketimlerini, mazot ve benzinin pahalılığını düşününce 1.900.000 TL fiyatlarında Togg almak mantıklı olabilir. Ancak bunu Clio 6’dan daha aşağı veya Fiat Egea seviyelerinde bir fiyata satamaz mıyız? Kısacası bu fiyatlandırmaların ve vergilendirmelerin baştan aşağı yenilenmesi gerektiğini düşünmekteyim.
Son soruya gelirsek: 1.900.000 TL’ye Ben Togg alır mıyım? Politik cevap vermek için demiyorum ama duruma göre belki alırdım belki almazdım. Kısaca sebebini açıklayayım:
Bu paraya ancak kısa menzil Togg alabilecek olduğum için (vergiler sağolsun) şehirler arası kullanım için alıyorsam almam mantıklı değil. Menzilin kısa olması uzun yolda başıma dert açabilir. Uzun menzilli alacak olduğum bütçede zaten sorun olmaz.
Eğer şehir içi kullanım yapacaksam, şarj ve menzil sorunu yaşamayacağım için evet alırdım. 2 milyon altında zaten mantıklı içten yanmalı araba kalmadığını düşününce, almamam için bir sebep olmazdı.
2 sene önce olsaydı hiçbir şekilde almazdım. Yazılımsal problemleri ve servis ağı çok kötü vaziyetteydi. Bugün yazılımsal problemleri nispeten de olsa azalmış, Kahramanmaraşlı olduğumu baz alınca 80 km ötede Gaziantep’te servis açılmış halde. Bugün senaryoya ve fiyatına göre bence alınabilir bir tercih.
Şimdilik bu kadar, okuduğunuz için teşekkür ederim.
Sevgiler.


